Follow Erkan Arkuttan Güncel Yazılar on WordPress.com

Japonya’yı vuran tsunami ekonomisini nasıl felakete sürükleyecek…

sunset_tokyo_wallpaper

Bir ülkenin başına deprem, tsunami ve nükleer felaket geliyorsa düşünmeleri gerekmez mi?


Japonya’yı vuran deprem ve beraberinde getirdiği tsunami, sadece binlerce evi ve kara parçasını yutmadı, yuttuğu şey dünyanın süper güçlerinden biri ve 3. büyük ekonomi

Depremden önceki Japonya verilerine bakarsak 2010 verilerine göre;

Gayrisafi Milli Hasıla: 5.390 Trilyon Dolar, Büyüme Hızı: 3.8%, İş Gücü Dağılımı: Tarım 4%, Sanayi 26%, Hizmet Sektörü 70%, İşsizlik Oranı: 5%, Enflasyon Oranı: 0% (hatta eksi, deflasyon durumu), Nüfus: 125 milyon

Japon ekonomisi sonra ABD ve Çin’den sonra dünyanın 3. Büyük ekonomisiydi. IMF verilerine göre 32 bin dolar kişi başına düşen gelirle 2009 yılında 23.sırada yerini alıyordu. 60 trilyon dolarlık dünya üretim hacmine 4 trilyon doları aşan bir katkı yapıyordu…

Japon ekonomisinin büyüklüğünü ve gücünü anlamak için şu örnek son derece çarpıcı: Uluslararası Otomobil Üreticileri Birliği rakamlarına göre 2009’da dünyada yaklaşık 53 milyon otomobil üretilmiş. Japonya Binek ve Ticari olmak üzere bu toplam içinde 13 milyon araç üretmiş. Dünya otomobil üretim oranının %24.5’ini karşılıyor ki inanılmaz büyük bir oran.

Dünyanın en büyük Japon firmalarıysa: Toyota (Otomobil), Nippon (Telekom), Muziho (Bankacılık), Mitsubishi (Otomobil+Diğer), Honda (Otomobil+Diğer), Nissan (Otomobil), Tokyo Elektrik. Bu firmalar aynı zamanda dünyanın en büyük 100 şirketi listesinde de yerini alıyor. Ve tabi bunun dışında Brisgestone, Hitachi, Sony, Canon, Toshiba, Nikkon gibi birçok dev şirket de sayılabilir…

Şu anda depremin maliyeti hesaplanmış değil ama çok büyük ihtimal tüm hesapların çok üstünde çıkacak, çünkü Japonya’yı sadece depremin ve tsunaminin yıkımı değil, şu anda adım adım ilerleyen ve insanların Japonya’yı terk etmesiyle şiddetlenen Nükleer Yıkım korkunç derecede etkiliyor…

Şimdiye kadar tahmin edilen zarar 1 Trilyon dolara yakın (!) ki bu rakam Gayrisafi Milli Hasılanın neredeyse 1/5’i…

Tokyo merkezli Mizuho Araştırma Enstitüsünden Yasuo Yamamoto, Reuters haber ajansına yaptığı açıklamada, Japonya’nın kuzeyi özellikle otomobil ve yarı iletken fabrikalarının bölgesi olduğuna dikkat çekerek bunlara etkisinin kesinlikle olacağını kaydetti. BNET’ten Jill Schlesinger ise depremin en doğrudan etkilerinin, Honda, Toyota ve Sony gibi ürünlerini dünyaya ihraç eden firmalara olacağı görüşünde. Eğer bu firmaların üretim merkezleri ve ihracat limanları kısa süreli durursa, maliyet hızla büyüyecek…

Japon ekonomisinin erimesi dünyayı da etkiler, çünkü:

Japonya dünyanın üçüncü büyük petrol ithal eden ülkesi. Ve Japonya’daki tüm rafineriler depremle birlikte durdu. Petrol talebindeki bu ani düşüş, petrolun varil fiyatını bir haftadır ilk kez hızla 100 doların altına düşürdü. Deprem bölgesi pirinç üretim bölgesi ancak tsunami ve en önemlisi radyasyon etkisiyle bu senenin değil, daha çok senenin hasılatı yenemeyecek, ekim yapılamayacak. Japon otomotiv sektörü darbe aldığından çelik piyasası da etkilenir ve merkezlerin kaymasına neden olur…

Şu anda herkesin sorduğu soru şu, süper güçte olan Japonya tıpkı Hiroşima atom bombası sonrası gibi kendini toparlar mı?

Bunun cevabı zor görünüyor, çünkü son birkaç yılda Japonya zaten durağan bir hal almıştı ve büyüme hızı çok düştü, kaldı ki eğer mesele sadece deprem ve tsunami olsa birkaç sene içinde yaralarını sarmaya başlardı ancak Nükleer Erime’nin kontrol altına alınamaması ve bölgenin tahliyesi, Japonya’yı çok daha uzun süreli gerçek anlamda zor döneme sürükleyecektir…

Şöyle ki, uzmanların tespitlerine göre, ölümcül derecede radyasyonun olduğu bölgelerde en az 50 sene yaşanmaması gerekir, ki her şeyden önemlisi burada hala tehlike saçmaya devam edecek olan nükleer atıkların çevreden izole edilmesi gerekecek.. yapılabilir mi bilinmez, Çernobil’de bunca sene geçmesine rağmen bu yapılabilmiş değil mesela…

Japonya örneğinde görüyoruz ki, en sağlam binalar, şehirler, sistemler kurup kendimizi en şiddetli depremlerden korusak da, her zaman hesaplayamadığımız, öngöremediğimizi ve gücümüzün yetmediği olaylar, felaketler başımıza gelebilir, Allah’tan başka da hiçbir güç bu felaketleri durduramaz…

Japonya’daki nükleer felaketin sebebi aslında insanın açgözlülüğü, çünkü şimdi anlaşılıyor ki Uluslararası atom enerjisi kurumu dahil birçok yetkili kurumun uyarısına rağmen, Fukuşima Santralinde hatalı olan ve eskimiş olan teknoloji kullanılmış.

Yani kıssadan hisse, devran dönüyor ve günü gelince hepimiz insanlık olarak yaptıklarımızın hesabını veriyor olacağız, gözlerimiz, bilinçlerimiz doğru olanı, yanlış olanı görmek üzere açılmış olacak, bir banttan izler gibi tüm insanlık kaderini izliyor olacağız. Şu anda da birçok örnekte gördüğümüz gibi, göreceğimiz şey de aslında kendi güçsüzlüğümüzdür, kibirin boşluğudur, teknolojinin Allah’ın gücü karşısında çaresizce yenilişine tüm dünyanın şahit olmasıdır.

İşaretler arttıkça ve işaretlerin şiddeti de artıkça tüm dünya bir adım daha kıyamete doğru yaklaşıyor, hadislerde bu durum şöyle bildiriliyor:

Hz. Mehdi çıkmadan önce, milletler arasında ticaret ve yollar kesilecek, insanlar arasında fitneler çoğalacaktır. 1

“Herkesin az kazançtan yakınması… Paraları için zenginlerin saygı görmesi…” 2

“Piyasanın durgun olması, kazançların azalması…” 3

Kıyametten önce on alamet görmeden O, kopmayacaktır. Onuncusu, insanları denize atacak olan kasırga…4

1 El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 39

2 Kıyamet Alametleri, Medineli Allame Muhammed B. Resul El-Hüseyin El Berzenci, Pamuk Yayıncılık, s. 146

3 Kıyamet Alametleri, Medineli Allame Muhammed B. Resul El-Hüseyin El Berzenci, Pamuk Yayıncılık, s. 148

4 Kıyamet Alametleri, Medineli Allame Muhammed B. Resul El-Hüseyin El Berzenci, Pamuk Yayıncılık, s. 288

 

Reklamlar

Çanakkale şehitlerinin cepheden yazdıkları mektuplara bakın!

 canakkale_detsani1

Çanakkale’de savaşan askerler hep birlikte Allah’ın huzurunda eğiliyor.


Çanakkale şehitlerinin cepheden yazdıklarımektuplar onların maneviyatının, Allah’a olan bağlılıklarının apaçık bir göstergesi değil mi? Bu yüzden Atatürk, Çanakkale Zaferi`nde çarpışan Türk askerlerinin iman ruhunu şöyle tarif etmedi mi:

“Çanakkale İslâm’la korundu” diyen Atatürk şöyle devam ediyor: “Öleni görüyor. Üç dakikaya kadar öleceğini biliyor. En ufak bir fütur (yılgınlık) bile göstermiyor. Sarsılmak yok. Okuma bilenler ellerinde Kur’ân, cennete girmeye hazırlanıyor. Bilmeyenler kelime-i şehadet getirerek yürüyor. Bu Türk askerlerindeki ruh kuvvetini gösteren şaşılacak ve övülecek bir misaldir. Emin olmalısınız ki Çanakkale Muharebesi`ni kazandıran bu yüksek ruhtur.” (Atatürk`ün S ve c. 2, s. 93)

Çanakkale zaferi askerlerimizin derin imanıyla, Allah aşkıyla kazanıldı, işte cepheden gönderilen mektuplar:

Üsteğmen Zahid’in Vasiyeti- mektubu karısına yazmış

“Bu günlerde her zamankinden daha önemli muharebelere gireceğiz. Bilirsin, her muharebeye giren ölmez. Fakat eğer ben ölürsem sakın gam yeme… Beni ve seni yaratan Allah bizi nasıl dünyada birbirimize nasib etti ise, benden şehitlik rütbesini esirgemediği taktirde, elbette, ruhlarımızı da birbirine kavuşturur. Vatan yolunda şehit olursam bana ne mutlu. Ancak, sana bir vasiyetim var :

Birincisi benim için kat’iyyen ağlama…

İkincisi, eşyamın listesi ilişikte. Bunları sat, ele geçecek paradan “mihr-i muaccel” ve “mihr-i müeccel” ini al, üst tarafı ile bana bir mevlüt okut. Eğer bunlar sana borcumu ödemezse hakkını helal et ve ilk gece aramızda geçen sözü unutma…”

Hasan Etem’in Validesine Son Mektubu:

Mektubu yazan, ihtiyat zabit ( yedek subay ) namzedi Hasan Etem, İstanbul Hukuk Fakültesi son sınıfına devam ederken aynı zamanda Beyazıt Nümune Mektebi’nde öğretmendi. Düşmanın Çanakkale’ye dayandığını işittiğinde gözünü kırpmadan binlerce akranı gibi cepheye koştu. Gönüllü yazıldı. Bu onun son mektubuydu. Bu mektubu yazdıktan iki gün sonra Maydos (Eceabad)’da şehit oldu…

Ey Allah’ım, bu ovada onun sesi ne kadar güzeldi. Bülbül bile sustu, ekinler bile hareketten kesildi, dere bile sesini çıkarmıyordu. Ezan bitti. O dereden ben de bir abdest aldım. Cemaat ile namazı kıldık… O güzel yeşil çayırların üzerine diz çöktüm. Bütün dünyanın dağdağa ve debdebelerini unuttum. Ellerimi kaldırdım, gözümü yukarı diktim, azımı açtım ve dedim:

– Ey Türklerin Ulu Allah’ı. Ey şu öten kuşun, şu gezen ve meleyen koyunun, şu secde eden yeşil ekin ve otların şu heybetli dağların Halıkı. Sen bütün bunları Türklere verdin. Yine Türklerde bırak. Çünkü böyle güzel yerler, Sen’i takdis eden ve Sen’i ulu tanıyan Türklere mahsustur.

Ey benim Rabbim !

Şu kahraman askerlerin bütün dilekleri; ism-i Celalini İngilizlere ve Fransızlara tanıtmaktır. Sen bu şerefli dileği ihsan eyle ve huzurunda titreyerek, böyle güzel ve sakin bir yerde sana dua eden biz askerlerin süngülerini keskin, düşmanlarını zaten kahrettin ya, bütün bütün mahveyle. “Diyerek dua ettim ve kalktım. Artık benim kadar mes’ut , benim kadar mesrür bir kimse tasavvur edilemezdi.

Oğlun
Hasan Etem

Mustafa Kemal ( Cepheden son Mektup ) mektupta askerlerini anlatıyor

Mustafa Kemal , 2 Temmuz 1915 yılında Arıburnu’ndan Madam Corinne’ye yazdığı mektupta şöyle der :

Aziz Madam,

Karargahımın katiplerinden Hulki Efendi’nin İstanbul’a seyahatinden faydalanarak size bu mektubu yazıyorum. Birkaç gün evvel içinde latife sözleri bulacağınız bir kartpostal yollamıştım. Burada hayat, o kadar sakin değil. Gece gündüz her gün çeşitli toplardan atılan şarapneller ve diğer mermiler başlarımızın üstünde patlamaktan hali kalmıyor. Kurşunlar vızıldıyor ve bomba gürültüleri toplarınkine karışıyor. Gerçekten bir cehennem hayatı yaşıyoruz. Çok şükür, askerlerim pek cesur ve düşmandan daha mukavemetlidirler. Bundan başka hususi inançları, çok defa ölüme sevk eden emirlerimi yerine getirmelerini çok kolaylaştırıyor. Filhakika onlara göre iki semavi netice mümkün, Ya gazi veya şehit olmak. Bu sonuncusu nedir bilir misiniz? Dos doğru cennete gitmek. Orada Allah’ın en güzel kadınları, hurileri onları karşılayacak ve ebediyen onların arzusuna tabi olacaklar. Yüce saadet.

Nitekim Rableri onlara (dualarını kabul ederek) cevab verdi: “Şüphesiz Ben, erkek olsun, kadın olsun, sizden bir işte bulunanın işini boşa çıkarmam. Sizin kiminiz kiminizdendir. İşte, hicret edenlerin, yurtlarından sürülüp-çıkarılanların ve yolumda işkence görenlerin, çarpışıp öldürülenlerin, mutlaka kötülüklerini örteceğim ve onları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacağım. (Bu, ) Allah Katından bir karşılık (sevap)tır. (O) Allah, karşılığın (sevabın) en güzeli O’nun Katındadır.” (Al-i İmran Suresi, 195)

Allah yolunda öldürülenleri sakın ‘ölüler’ saymayın. Hayır, onlar, Rableri Katında diridirler, rızıklanmaktadırlar. Allah’ın’ın Kendi fazlından onlara verdikleriyle sevinç içindedirler. Onlara arkalarından henüz ulaşmayanlara müjdelemeyi isterler ki onlara hiçbir korku yoktur, mahzun da olacak değillerdir. Onlar, Allah’tan bir nimeti, bir fazlı (bolluğu) ve gerçekten Allah’ın mü’minlerin ecrini boşa çıkarmadığını müjdelemektedirler. (Al-i İmran Suresi, 169-171)


Japonya’daki büyük felaket Tsunami Kuran’da nasıl bildiriliyor?

kuran-i-kerim

Japonya deprem, tsunami, nükleer krizin arkasından yaşam mücadelesi veriyor.


Kuran büyük felaketleri insanlara haber veriyor, hatta Ebced hesabı ile büyük olayların ne zaman gerçekleşeceği hesaplanabiliyor. Kuran’daki birçok ayetin ebced değerlerine baktığınızda ahir zamanı, yani kıyametten önceki dönemi işaret ettiğine, Hz. Mehdi’nin ve Hz. İsa’nın gelişinin, kıyametten önce büyük bir altınçağ döneminin yaşanacağının anlatıldığına şahit oluyoruz. Nasr Suresinin 2 ve 3. Ayetinde insanların dalga dalga dine girecekleri bildiriliyor, bu ayetin ebced değerine baktığımızda 2016 yılına denk geldiğini görüyoruz.

Ve insanların Allah’ın dinine dalga dalga girdiklerini gördüğünde, Hemen Rabbini hamd ile tesbih et ve O’ndan mağfiret dile. Çünkü O, tevbeleri çok kabul edendir. (Nasr Suresi, 2-3)

Kuran’da ebced değerleri ile ilgili daha detaylı bir yazı yazıp bu konuyu öğrendiğim kadarıyla sizlere aktaracağım. Kuran’da Kefh Suresi’de tam olarak ahir zamana bakıyor. Kefh Suresinin 86. Ayetinde şöyle bildiriliyor:

Sonunda güneşin battığı yere kadar ulaştı ve onu kara çamurlu bir gözede batmakta buldu, yanında bir kavim gördü. Dedik ki: “Ey Zu’l-Karneyn, (istiyorsan onları) ya azaba uğratırsın veya içlerinde güzelliği (geçerli ilke) edinirsin.” (Kehf Suresi, 86)

Bildiğiniz gibi Japonya’nın bayrağı güneştir. Ayette “onu kara çamurlu bir gözede batmakta buldu” diye bildiriliyor. Biliyorsunuz tsunami oluştuğunda denizin rengi tamamen çamur rengine dönüşüyor. Tamamen kapkara, simsiyah bir denizin içinde Japon bayrağının battığına Kuran işaret ediyor. Ayette yine “bir kavim buldu” diye bildiriliyor. Bu da diğer insanlardan farklı bir kavim olan Japonlara işaret ediyor. Yaşanan bu olay dünya tarihinin en büyük felaketlerindendir. Depremlerin ve tsunamilerin artmasının kıyamet alameti olduğu hadislerde bildiriliyor. Ahir zamanda olduğumuz için dünyada yaşayan herkes böyle birçok tarihi olaylarla karşılaşacak, bütün bunlar hadislerde bildirildiği için insanlar tek tek bu hadislerin gerçekleştiğine şahit olacaklar.

Şu hadiseler meydana gelmedikçe kıyamet kopmayacaktır… depremler çoğalacak… (Ramuz-El Ehadis, 476/11)

Aşağıdaki hadiste bildirilen doğuda yer batması Endonezya’daki Tsunami’ye, batıda yer batması da Amerika’da yaşanan Katrina felaketine işaret etmektedir:

“On alamet zuhur etmedikçe kıyamet kopmayacaktır: doğuda bir yer batması, BATIDA BİR YER BATMASI, Arap Yarımadası’nda bir yer batması, duman, Deccal, İsa b. Meryem, Dabbetü’l-Arz, Ye’cuc ve Me’cuc, Güneş’in battığı yerden doğması ve Aden toprağının sonundan (Yemen’den) bir ateş çıkarak insanları haşrolacakları yere sürmesi. ” (Müslim, Fiten, 39, 40, 128, 129; Ebû Dâvûd Melâhim, 12; Tirmizi, Fiten, 21; İbn Mâce, Fiten, 25, 28).


Ortadoğu’nun Hiroşima’sı Halepçe’yi unutmak mümkün mü?

Ortadoğu’nun Hiroşima’sı Halepçe’yi unutmak mümkün mü?

Halepce katliamı unutulmamalı.


Dün Halepçe katliamının üzerinden 23 yılın geçtiği bir gündü… 1988 yılında SaddamHüseyin İran Irak savaşı esnasında Irak’ın kuzeyinde Kürtlere karşı “El-Enfal Harekâtı” ismiyle anılan müthiş bir soykırım gerçekleştirdi.

16 Mart 1988 günü zehirli gaz bombalarını taşıyan sekiz MiG-23 uçağı Halepçe kasabasının üzerine zehirli gaz bombası yağdırdı. Halepçe sakinleri, İran askerleri ve Peşmergelerle birlikte 5.000’den fazla insan anında öldü, 7.000’den fazla insan da yaralandı. Bombalar tarihin en büyük katliamlardan birini gerçekleştirme yolunda kentin kalbini parçalarken, her tarafa her yaştan çoluk, çocuk, bebek, ihtiyar, genç, kadın, özürlü vs demeden insan cesetleriyle dolmuştur.. Kentin sokaklarında gezen zehirli gazlar, bu masum insanları birer birer yok etmiştir. Ancak Irak Savaşı’ndan sonra bölgeye giren yabancılar tarafından bu rakamın çok daha da büyük olduğu tespit edilmiştir.

Üzerinden yıllar geçmesine rağmen Halepçe katliamı’nın izleri hala yok olmamıştır. Zehir yüklü bulutlar hala bir karabasan veya kabus gibi şehrin üstünde kol gezmektedir.İşin en acı tarafı ise, insanlık tarihine kara bir leke olarak geçen ‘Halepçe Katliamı”nın, dünya kamuoyunda hala gereken yankıyı bulamamasıdır.

Bu kadar masum insanı hunharca öldüren Saddam kuşkusuz cezasını bulmuştur ama şimdi soruyorum size, Müslümanlar birlik olsa bu katliamlar yaşanır mıydı? Bu kadar masum kadın ve çocuk gaz bombalarıyla öldürülebilir miydi? Müslümanların bir lideri olsa, Saddam ve diğerleri böyle hain planlar kurabilirler miydi? Nato kuruluyor, Akdeniz Birliği kuruluyor da neden Müslümanlar tek bir birlik altında birleşemiyor? Hala neden Şii, Sunni, Alevi, Caferi ayrımı yapılıyor? Bugün Ortadoğu’da yaşanan olaylar, başından sokak ortasında vurulan insanlar, Kadafi’nin vicdansızlığı değişen hiçbir şeyin olmadığını açıkça göstermektedir. Müslümanlar birleşmediği sürece bu katliamlar artarak devam edecektir.

Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: ‘Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize katından bir veli (koruyucu sahib) gönder, bize katından bir yardım eden yolla’ diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz? (Nisa Suresi, 75)

 


Küçücük bir arının yaptıkları evrimle açıklanabilir mi? Seyredin

 ari9

Küçücük bir arı muhteşem işler başarıyor.


Küçücük bir arının yaptıklarına bir bakın. Arılar yiyecek kaynağının bulunabilmesi için sekiz şeklinde dans ederek diğer arılara yön bildiriyorlar ve bunu bulan bilim adamı Avusturyalı zoolog Karl von Frich bu çalışmasıyla 1973 yılında Nobel ödülü kazanmıştır. Arılar yüksek ısı oluşturarak kovanın içine girmeye çalışan düşmanlarını yakarlar. 500 gr. ham nektar için toplamak için 900 arının bir gün çalışması gerekir. 450 gr. saf balı elde edebilmek için de yaklaşık olarak 17000 bal arısının 10 milyon çiçeği dolaşması gerekir.

Bütün bunların dışında arıların kurduğu muhteşem altıgenlerden oluşan, eğimi tam olarak ayarlanmış kovanlara ne demeli? Binlerce mühendis bir araya gelse bir kısmı bir ucundan diğer kısmı da diğer ucundan başlasa böyle muhteşem kovalar kurabilirler mi? Arılardaki muazzam detaylar saymakla bitmiyor, bu linkten ilgili videoyu seyretmenizi rica ediyorum:

http://video.mynet.com/erkanarkut/Su-muhtesem-arinin-yaptiklarina-bakin/1130476

Arılardaki bu muazzam özellikler evrim teorisiyle ve tesadüflerle açıklanamaz. Peki evrimciler evim teorisinin geçersizliğini nasıl itiraf ediyorlar, onlara bakalım:

Dr. Robert Milikan (Nobel ödüllü, ünlü bir evrimci): “Şu çok acıklı: Biz bilim adamları şu ana kadar hiçbir bilim adamının kanıtlayamadığı evrimi kanıtlamaya çalışıyoruz”.1

Rastgele mutasyonların, tüm canlılık aleminin ihtiyaçlarını karşılamış olmasının imkansızlığını anlattıktan sonra Grassé şöyle diyor:

“Hayal kurmaya karşı bir yasa yok, ama bilim buna dahil edilmemelidir.”2

 

1. SBS Vital Topics, David B. Loughran, Nisan 1996, Stewarton Bible School, Stewarton, Scotland, URL:http://www.rmplc.co.uk/eduweb/ sites/sbs777/vital/evolutio.html

2. Pierre Paul Grassé, Evolution of Living Organisms, s.103


Aklını kaçırarak halkına zulmeden Kaddafi’ye karşı Türkiye ne yapmalı?

10634_3

Türkiye Kaddafi’yi güzellikle başka ülkeye gitmeye ikna etmeli.


Libyalı diplomat Dabbaşi: Kaddafi aklını kaçırdı, şimdi iki büyük operasyona hazırlanıyor” açıklamalarıyla durumun vahametini iyice ortaya koydu. Kaddafi’ye bağlı güçler Libya’da muhalif gruplara karşı savaş jetleri kullanıyor, yabancı askerlerden oluşan birlikler Ecdebiye’ye girdiler. Dabbaşi, Kaddafi’ye bağlı birliklerin Ecdebiye’de karşılarına çıkan herkesi öldürme ve binaları yıkma emri aldıklarını söyleyerek, ”Eğer uluslararası toplum yardıma gelmezse önümüzdeki saatlerde Ecdebiye’de soykırım yaşanacak” diye konuştu. Libya’nın batısında da durumun son derece ciddi olduğunu belirten Dabbaşi, Kaddafi güçlerinin dağlardaki Berberi köylerine saldıracağını ve orada da etnik bir temizleme operasyonuna başlayacağını söyledi. Uluslararası toplumu biran önce Kaddafi’nin birliklerini durdurmaya çağıran Dabbaşi, ”Libya’daki halk, BM Güvenlik Konseyi’nin biran önce bir karar kabul etmesini ve Kaddafi’nin köyleri hedef alan birliklerine karşı hava saldırısı düzenlenmesi yönünde yetki vermesini istiyor” dedi.

Şimdi görünüşe bakılırsa kendi halkına bu kadar büyük zulüm yapan ve savaş jetleriyle soykırıma hazırlanan Kaddafi aklını kaybetmiş durumda. Böyle bir ortamda, Ortadoğu’da çıkan kaoslarda Birleşmiş Milletlerden medet ummak son derece yanlıştır. Gördüğünüz gibi Birleşmiş Milletler saatler süren müzakerelerde uzlaşmaya varmaya çalışıyorlar, bundan hiç bir sonuç çıkmayacağı bellidir. Müslüman halk herkesin gözü önünde birbirine düşüp birbirini kırıp geçirmektedir. Burada Türkiye olaya el koyup Kaddafi’yi yatıştırmaya çalışmalı ve kendisini başka bir ülkede güvenli bir yere yerleştirme sözü vermelidir. Kaddafi son derece kibirli olduğu için güzellikle ikna edilmeli, kendi seçtiği ve halkın da kabul edeceği bir lider Libya’nın başına getirilmelidir. Kaddafi’nin tekrar yönetimde kalması artık mümkün değildir. Zorbalıkla susturulmaya çalışılan halkta çok büyük bir öfke ve nefret oluşur. Eğer Türkiye yardımcı olmazsa ve Kaddafi’yi ikna etmezse büyük bir ihtimalle sonu Saddam’a benzeyecektir.

Bütün bu Ortadoğu’da yaşanan olayların esas nedeni Müslümanların birlik olmaması ve başlarında bir lider olmamasıdır. Müslümanlar birlik olsa Ortadoğu’ya sevgi, barış ve huzur hâkim olacak, tek bir masum insanın kanı dökülmeyecektir. Büyük bir birlik kurulacak, demokrasi hâkim olacak, sistem laiklik üzerine kurulacaktır. Bütün Ortadoğu ve İslam ülkeleri tek bir lidere ve birliğe bağlandığında bu sorunların hepsi kökten çözülecektir. Çözüm Birleşmiş Milletlerden yalvaran gözlerle yardım beklemek değildir, tek çözüm Müslümanların kendi içlerinde birlik olmaları ve birbirlerine kenetlenmeleridir. Ülkeden ülkeye atlayan kargaşa da durumun aciliyetini açıkça göstermektedir. Türkiye’ye burada çok büyük görev düşmektedir.


Kristal kafataslarının sırrı çözülemiyor, bu kafatasları evrimi çürütüyor! Seyredin

Crystal-Skull-museum

Kristal kafatasları tarihte yaşamış insanların hiç de ilkel olmadıklarını ispatlıyor.


21. yüzyıl bilimi kristal kafataslarında kullanılan teknolojinin sırrını bir türlü çözemiyor. En tanınmış kristal kafatası, 1924’de Mitchell Hedges tarafındanMayaların kayıp şehri Lubaantun’da piramit tapınağının mihrabının altında keşfedildi. Gerçek insan kafatasıboyutlarında olan bu kafatası tamamen şeffaf, Quartz kristalinden yapılmıştı. Kristaller karbon içermediği için bu kristal kafatası dünyaca ünlü Hewlett Packard firmasının bilim adamları tarafından çok çeşitli testlere tabii tutuldu.

Sonuçlar bilim adamlarını hayrete düşürdü. Kristal kafatasının ancak ileri bir teknoloji kullanılarak yapılabileceğini ortaya koyan testlerin sonuçları işte bu videoda tek tek anlatılıyor. Videoyu seyrettiğinizde geçmiş dönemlerde yaşayan insanların evrimcilerin iddia ettikleri gibi hiç de ilkel olmadıklarını, evrimin tamamen hayali bir senaryo olduğunu sizde göreceksiniz, bu linkten seyredebilirsiniz:

http://video.mynet.com/erkanarkut/Muhtesem-kristal-kafatasi-Evrim-hic-yasanmadi/1130301