Follow Erkan Arkuttan Güncel Yazılar on WordPress.com

Letarjik uyku: Bir insan 20 yıl süren bir uykuya dalabilir mi?

 smert

Bir insan yıllarca uyuyup sonra uyanabiliyor.


Geçen gün okuduğum bir makaleyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Aslında bu yazı insanın ne kadar da aciz yaratıldığını gösteriyor.Hastalık insanı çepeçevre sararken insan büyük bir çabayla ondan kurtulmaya çalışıyor ama elinden hiçbir şey gelmeyebiliyor. Letarjiuykuda bunun en güzel örneklerinden biri. Şimdi biraz bu konuyla ilgili bilgi vermek istiyorum.

Normal insanın uyku süresinin 6 – 8 saat olduğu kabul görülmüştür. Ancak bazen normal uyku ile stresten (şoktan, acıdan) kaynaklanan uyku arasındaki çizgi çok ince olabilmekte. Bu durumda letarjik uykudan söz edilebilmektedir. Ki bu uyku türü günlerce, hatta yıllarca da sürebilir. Letarji, hareketsizlik, dış uyarıcılara tepkisizlik, yaşama dair dış belirtilerin bulunmaması gibi özellikleri bulunduran uykuya benzer derin uyuşukluk hali şeklinde tanımlanabilmektedir.

Letarjinin tedavisi belli değildir. Aynı zamanda uyanma zamanını da tahmin etmek imkânsızdır. Letarji durumu birkaç saatten onlarca seneye kadar sürebilmektedir. Tıp tarihinde büyük miktarda kan kaybı, doğalgaz sızıntısı zehirlenmesi, sinir krizi, bayılma sonucunda letarjik uykuya dalanlar bilinmektedir. Letarjik uykuda olanlar, görünürde hayata dair belirtilerinin olmamasına rağmen, etraflarında olup bitenleri duyup, hatırlayabiliyorlarmış. Ancak letarjik uykuyu koma ve bitkisel hayatla karıştırmamak lazım, somnolans denilen letarjik uyku komaya göre çok daha hafif olup, beyin üzerinde koma gibi etkiler bırakmaz.

Bu şekilde uykuya dalanların yaşlanma mekanizmaları çok yavaşlamış durumda olup, 20 sene boyunca hiç yaşlanmayan insanlar normal hayata döndüklerinde 2 – 3 sene içerisinde kendi biyolojik yaşlarına gelmekte, yaşlanmaktadırlar. Letarjik uykunun en büyük sakıncalarından biri, canlı olarak gömülme tehlikesidir.

XIV. yüzyılda yaşayan ünlü İtalyan şairi Francesco Petrarca 40 yaşında çok kötü hastalanmıştır. Bir gün hastalığından ötürü bayılmış, herkes onun öldüğünü düşünmüş, toprağa vermeye hazırlanmışlar. O zamanın kanunlarına göre, ölünün ölümünden bir gün geçmeden gömülmesi yasakmış. Mezarının yanında kendine gelen şair kendisini çok iyi hissettiğini belirtmiş ve olaydan sonra 30 sene daha yaşamıştır.

Guinness Rekorlar Kitabı’na kayıtlı en uzun süren letarjik uyku vakası, 1954 senesinde gerçekleşen Nadejda Artemovna Lebedina olayı olmuştur. Eşiyle yaptığı kavgadan sonra uykuya dalan Nadejda 20 sene sonra (1974’te) uyandığında dul olduğunu öğrenerek çok üzülmüştür. Ve uyandığında sağlık açısından hiçbir sorunu bulunmamıştır.

Modern tıp kayıtları böyle olmakla birlikte, çok çok daha eski zamanlardaki letarjik uykuya dalma olgusuna Kuran’ı Kerim de işaret etmekte ve bilgi vermektedir. Tüm dünyada da Ashab-ı Kehf olarak (Yedi Uyuyanlar) bilinmektedir.

Putperest olan Roma İmparatoru, putperestliği kabul etmeyenleri öldürtür ve bu amaçla sarayındaki görevli 6 gencin peşine düşer. Gençler de Allah’a inançlarını korumak için şehre yakın bir dağ yönüne gittiler. Yolda giderken Kefeştetayyuş ismindeki bir çoban onların inancına katıldı ve yedincileri oldu. Çobanın köpeği Kıtmir de onlara katılıp, arkalarından takip etti. Dağa yaklaştıklarında çobanın gösterdiği bir mağaraya girdiler. Mağarada dua ederek merhamet dilediler. Kral, kaçtıklarını haber alıp saklandıkları mağarayı öğrenince adamlarıyla mağaraya gider ve mağaranın ağzını onları öldürmek maksadıyla kapattırır. Ancak gençler ölmez, yüzyıllar boyunca mağarada uyumaya devam ederler. Sonunda ise Allah tarafından uyandırırlar. Kehf suresi uyudukları bu süreyi 309 sene olarak belirtir…

“Böylelikle mağarada yıllar yılı onların kulaklarına vurduk (derin bir uyku verdik). Sonra iki gruptan hangisinin kaldıkları süreyi daha iyi hesap ettiğini belirtmek için onları uyandırdık… Uykuda oldukları hâlde, sen onları uyanık sanırsın. Biz onları sağa sola çeviriyorduk. Köpekleri de mağaranın girişinde iki kolunu uzatmış (yatmakta idi.) Onları görseydin, mutlaka onlardan yüz çevirip kaçardın ve gördüklerin yüzünden için korku ile dolardı… Böylece, aralarında bir sorgulama yapsınlar diye onları dirilttik (uyandırdık). İçlerinden bir sözcü dedi ki: “Ne kadar kaldınız?” Dediler ki: “Bir gün veya günün bir (kaç saatlik) kısmı kadar kaldık.” Dediler ki: “Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir…” [Kehf Suresi, 11, 12, 18, 19.ayetler]

Letarji ile alakalı olarak 60’lı yılların sonunda İngiltere’de çok ufak bir kalp aktivitesini bile algılayabilecek bir cihaz icat edilmiş olup, ilk denemelerde bile ölülerin arasında canlı bir bayan bulunmuştur. Aynı ülkede bugüne dek morglarda özel ipli çanların bulunması zorunludur, öyle ki, ölü canlandığında yardım isteyebilsin. Slovakya’da ise mezarlara cep telefonu bile konmaktadır.

Bazı hayvanlar (ayılar, kirpiler, yılanlar) letarjik uyku dönemlerini sürekli olarak yaşamakta, soğuk kışı uyuyarak geçirdikten sonra capcanlı bir şekilde yaşamlarına devam etmekteler…

Letarjik uykuyla ilgili olarak bilimin bilmediği ve açıklayamadığı daha çok fazla şey var. Beden için zamanın nasıl durduğu, hücrelerin hangi emirle yaşlanmayı yavaşlattıklarını, o an beyin fonksiyonlarının nasıl olup da bozulmadığı, hafızanın nasıl korunduğu ve en önemlisi insanın neden böyle bir uykuya sokulup sürenin neye göre belirlendiğidir. Kuşkusuz bu olayın altında da büyük anlam ve hikmet var diye düşünüyorum. Aynı zamanda da “insanın böyle bir şey olamaz” diye net hüküm verdiği birçok şeyin Allah’ın dilemesiyle gerçekleştiğini göstermesi de başka anlamlı bir yönü olmalı.


Hep Adını Duyduğumuz Bakteriler Nedir?

Hep Adını Duyduğumuz Bakteriler Nedir?

Bakteriler biyolojik olarak bizim hücrelerimizden üstündürler


Bakteriler çıplak gözle görülemeyen tekhücreden oluşan canlılardır.

Hücre çok küçük bir orgnanizmadır. İnsan bedeninde 100 trilyon hücre bulunur. Yani hücrenin ne kadar küçük olduğunu tahmin edebilirsiniz. Fakat tek hücrelilerin boyutları az ya da çok değişkenlik gösterebilir. Bakteriler genel olarak bir milimetrenin binde biri kadardır.

Bakterilerin yapıları bizim hücrelerimizden biraz farklıdır. Bizim DNA’mız hücre çekirdeğinin içinde iken, onların DNA’sı hücrenin içinde serbest durur. Hücrenin boyutları 2-3 mikron olmasın rağmen içerisinde bulunan DNA sarmalının uzunluğu 1400 mikrondur. DNA’da muhteşem bir paketlenme sistemi var. Bizim hücrelerimiz tek zardan oluşur. Onların ise çift zarları vardır. Ve en önemlisi insan hücresinden çok daha fazla kompleks bir yapıya sahiptirler. Yani bir canlının bakteriden evrimleşmesi teknik olarak evrim karşıtı bir düşüncedir. Madem ki bakteri gelişecek, çok daha kompleks bir yapı iken neden daha az kompleksi bir yapıya dönüşsün ki? Bu benim zamanında bir süre zihnimi meşgul etmiş olan bir konu.

Bakteriler bazen çoğalmak için bölünürken koşullar zorlu olursa, bölünen kardeş bakteri diğer bakterinin yaşamını sürdürebilmesi için kendini feda eder ve ona kılıf oluşturur. Bu yüzden 700 milyon yıllık kaya bloklarında eskiden beri süregelen bakterilere rastlanabilmiştir.

Bakterilerin bize bir çok yararı bulunur

Bakteriler aynı zamanda fotosentez yaparak bize yardımcı olurlar. Atmostferdeki oksijenin büyük bölümünü bakteriler üretir. Diğer yandan başka tür bakteriler azot üreterek bitkilerin beslenmesini sağlarlar.

Fermantasyon yapan bakteriler bize peynir, yoğurt, sirke, turşu gibi yiyecekleri hazırlarlar.

Bazı bakteriler suda erimiş olan demiri ayrıştırıp havaya karıştırır ve biz havayı soludukça vücudumuza gerekli olan demir moleküllerini alırız.

Aynı zamanda petrol üretirler.

Denizlerin ve göllerin dibini temizler, kış uykusundan uyanmış canlılara hazır besin sağlarlar.

Altın madenlerinde altın üretimine yardımcı olurlar.

Canlılarda sindirime yardımcı olurlar.

Gece avlanan balıklar için ışık üretirler.

Mide kanserine sebep olan nitrozaminleri etkisiz hale getirirler.

Fakat kimi bakteriler de zararlıdır. Hastalıklara sebep olurlar.

Bazıları zehirlenmeye, vebaya, iltihaplara sebep olabilirler.

Buradaki önemli nokta çok fazla görevleri olmaları ve insan hücresinden çok çok daha fazla kompleksi bir yapıya sahip olmalarıdır.

Biyolojik olarak bizim hücrelerimizden çok daha üstündürler.

Sonuç olarak bakteriden türediğimizi anlatan bazı yazılar ve konuşmalarla karşılaşınca bir durup düşünmek gerekiyor.

Devrimiz dogmacılık devri değil, bilim devri.