Follow Erkan Arkuttan Güncel Yazılar on WordPress.com

Nereye yetişiyorsun?

6890

Biz hayat için koştururken ölümde bizim peşimizden koşuyor.


Geçen gün gazetede okuduğum bir haber gündelik yaşamın en vazgeçilmez konularından birisi olan “bitmeyen koşturmacalar, sürekli ileriye yönelik planlar, programlar” ın aslında ne kadar anlamsız olduğunu düşündürdü. Bir sinema oyuncusu hissettiği bir rahatsızlık üzerine hastaneden randevu alıyor. Fakat bu durum gerçekleşmeden hayatını kaybediyor. Cenazesinde bir araya gelen yakınlarının söylediği ise çok düşündürücü: “Cenazesinin kaldırıldığı saatte doktor randevusu varmış!”

İnsanın kafasında yaptığı bir plan, ileriye dönük attığı bir adım, gerçekleştirmeyi düşündüğü bazı işler, hiç hesaba katmadığı bir şekilde son bulabilir. O işe hiç başlayamayabilir ya da başlar ama bitirmesi mümkün olmaz. Veya tam bitirip sonuçlandırdığını düşündüğü anda, kendisi bu sonucu göremeyebilir. Çevrenize bir bakın. Sürekli koşturmaca içinde olan, bir şeyler yetiştirme telaşı yaşayan birçok insan göreceksiniz. Toplantı için gerekli hazırlıkları yapmaya çalışanlar, iş seyahati için belgelerini toplayanlar, sınava yetişmeye çalışan öğrenciler, işe giderken vapura koşan insanlar, çocuklarının peşinde koşan anneler ve bunlar gibi günlük hayatın hareketliliği içinde bitmeyen bir koşturmaca içinde olan milyonlarca insan… Hepsi bir şekilde bir amacın peşinde aceleyle, hızla ilerliyorlar. Acaba bu insanların ne kadarı her an bu koşturmaca dolu hareketliliğin bitebileceğini, bir anda ölüm gerçeğiyle karşılaşacağını düşünüyor?

Elbette ki yaşadığımız süre boyunca bazı planlar yapacağız, işlerimizi belli bir plan dâhilinde gerçekleştirmeye çalışacağız, kendimize ulaşmak için bazı hedefler koyacağız. Burada önemli olan, bu planları yaparken de, aslında her planı yapan ve gerçekleştirenin Allah olduğunu bilerek yaşamaktır. Biz bir konuda çok ince ve detaylı bir plan yaptığımızı düşünebiliriz ama unutmamalıyız ki tüm planlar en ince ayrıntısına kadar Allah’ın bilgi ve kontrolündedir.

Çok önemli olduğunu düşündüğümüz bir toplantıya yetişmeye çalışırken aslında Allah’ın izin verdiği ölçüde bunu gerçekleştiririz. Yanlışlıkla kapatılan saatin alarmı, son saniyede kaçırılan vapur, toplantıda sunum yaparken yanlışlıkla atladığınız bir kelime ve bunlar gibi tüm ayrıntılar Allah’ın sonsuz aklıyla önceden belirlenmiştir. Yıllar önce üniversite sınavında en çok istediği tek tercihini kazanan bir arkadaşım, bu başarısından haberi olmadan vefat etti. Çünkü sınav sonucu belli olup istediği yeri kazandığı ortaya çıktığında o çoktan bir trafik kazasında hayatını kaybetmişti.

Gördüğünüz gibi çoğu zaman insanlar bir amacın peşinden hızla, bitmek bilmeyen bir enerjiyle koşarlarken, bir anda bu koşturmaca hiç kimsenin beklemediği bir anda ölümle son bulabiliyor. Gelin, kaçınılmaz olan ölüm böyle ani bir şekilde sizin karşınıza çıkmadan, biraz durun, bir soluklanın, hızla peşinden koştuğunuz dünya işlerine biraz ara verin ve düşünün: Bu kadar hızla bir şeylerin peşinden koşarken aslında geçen her saniye ölüme ve ahirete biraz daha yaklaşıyorsunuz. Şu anda hayatınızın en önemli gerçeklerinden birisi olan ölüme geçtiğimiz saniyeden daha yakınsınız. Hangi yöne koşuyor olursanız olun, nereye yetişiyor olursanız olun aslında sürekli ölüme ve sonsuz Ahiret hayatınıza doğru yaklaşıyorsunuz. Üstelik diğer küçük amaçlarınıza yetişebilmenizin hiçbir garantisi ve kesinliği yok ama sonsuz Ahirete kavuşacağınız kesin olan bir gerçek. Yüce Rabbimiz Allah kesin olan bu gerçeği Kuran-ı Kerim’de bizlere şöyle bildirmektedir:

“İşte, göğün ve yerin Rabbine andolsun ki, şüphesiz, o (size va’dedilen) sizin (aranızda) konuştuklarınız kadar, elbette kesin bir gerçektir.” (Zariyat Suresi 23)


Yaşadıkların ne kadar gerçek?

Yaşadıkların ne kadar gerçek?

Rüyadamıyım, yoksa gerçek hayatta mı?


Bu sabah çalan saatin sesiyle uyanıp her zamanki gibi işe gitmek üzere hazırlanarak güne başladım. Yolda trafik her gün olduğu gibi yine aynı noktalarda tıkandı, yine aynı benzinciye uğrayıp benzin aldım. İşe gittiğimde her sabah kapıda bizi karşılayan güvenlik görevlisi ve resepsiyonist ile selamlaşıp, işyerime çıktım. Yıllardır olduğu gibi iş yerinde yine aynı talepler, telefon sesleri, cevaplanması gereken mailler, bitirilmesi gereken raporlar ve içinde bunlar gibi birçok detayın olduğu bir gün geçirdim. Çalıştığım yerin müdürü gelip bir işle ilgili son gelişmeler hakkında birkaç soru sordu. O sırada karşımda oturan bir arkadaşım telefonda annesinin kanser olduğu haberini aldı, onunla bu durumda yapılması gerekenler, gidilebilecek hastane ve doktorlar hakkında biraz konuştuk. İşlerimin çok yoğun olduğu zamanlarda bana yardım edenin, işlerimi kolaylaştıracak olanın sadece Allah olduğunu düşünerek Allah’a sığındım, dua ettim. Ve yıllardır yine her gün olduğu gibi bu günde çok çabuk bitti, akşam arkadaşlarımla işten çıkıp yine aynı yoğunlukta bir trafik ile karşılaştım.

Yolda karşıdan karşıya geçmeye çalışan insanlar, kenarda bozulduğu için içindeki yolcuları indiren bir servis aracı, akşamın o saatinde yolun ortasında kazı çalışması yapan bir belediye aracı dikkatimi ilk çeken şeyler oldu. Trafikte ilerlemeye çalışırken bir yandan da arkadaşımla sohbet ediyorduk. Bir anda radyoda çalan müzik dikkatimi çekti. Müziğin sesi gittikçe yükselmeye ve o anda duyduğum diğer seslerin arasından sıyrılarak iyice belirginleşmeye başladı. Belirginleşti, belirginleşti ve bir anda duyduğum tek ses o melodi oldu. Telefonumun müzik ritmiyle çalan alarmıyla o anda rüyamdan uyandım. Henüz odamdaydım, bütün detaylarıyla yaşadığıma son derece emin olduğum bu günü aslında hiç yaşamamıştım, daha yola çıkmamış ve yaptığıma emin olduğum hiçbir işi yapmamıştım.

Bu kadar gerçek gibi hissederek yaşadıklarımın aslında rüya olması bana dünya hayatının da sonsuz ve asıl olan ahiret hayatının yanında tıpkı bir rüya gibi olduğunu hatırlattı. Tıpkı uykudan uyanır gibi aynı keskinlikte bir anda ölüm meleklerini karşımda bulacağım, Allah’ın canımı alacağı ve sonsuz ahiret hayatımın başlayacağı o anı düşündüm. Öyle bir anda Allah’ın razı olduğu ve sevdiği bir kul olarak Allah’a ve ahirete kavuşmayı diledim. Çünkü Yüce Rabbimiz Allah Kuran-ı Kerim’de Yasin Suresi’nin 52. ayetinde inanmayanların bu diriltiliş karşısında şöyle söylediklerini bildiriyor:

“Demişlerdir ki: “Eyvahlar bize, uykuya bırakıldığımız yerden bizi kim diriltip kaldırdı? Bu, Rahman (olan Allah)ın va’dettiğidir, (demek ki) gönderilen (elçi)ler doğru söylemiş”. Yasin Suresi 52

Rüya, dünya hayatının aslında Allah’ın beynimizde yarattığı bir algı olduğunu, Allah’ın bizlere izlettirdiğini, tüm hayatımız boyunca kaderimizi izlediğimizi ve tıpkı bir rüyadan uyanır gibi günün birinde dünya hayatının son bulup ahirette uyanacağımızı anlamamız için birçok hikmetle yaratılmıştır. Yaşadığınızı düşündüğünüz şu anın, bir yandan kahvenizi yudumlayarak bu satırları okuduğunuz içinde bulunduğunuz anın rüya olmadığından, birazdan uyanacağınızdan ve bu anları gerçekmiş gibi hatırlayacağınızdan nasıl emin olabilirsiniz? Elbette yaşadığımız anın rüya olmadığını hiç kimse bize kanıtlayamaz. Bir rüyanın içinde işe veya okula gittiğinizi, bir rüyanın içinde evlendiğinizi, toplantılar yaptığınızı, tartıştığınızı, yaşlandığınızı birisi size söylese aksini ispat edemezsiniz. Birçok filozof bu konuyu düşünmüş ve rüyanın dünya hayatının küçük bir yansıması olduğunu anlamıştır. Bunlardan birisi de “Bir kere rüyamda kelebek olduğumu gördüm. Şimdi artık rüyasında kelebek olduğunu gören Chuang Tzu miyim, yoksa rüyasında Chuang Tzu olduğunu görmekte olan bir kelebek miyim bilmiyorum.” Sözleriyle bunu çok iyi anlatan Çinli filozof Chuang Tzu’dur.