Follow Erkan Arkuttan Güncel Yazılar on WordPress.com

Bir insana ışık olmak…

wallpaper-432615

Sen sevdiğini hidayete eriştiremezsin, ancak Allah dilediğine hidayet verir…


Bazen birilerine Allah’a karşı içinizde hissettiğiniz derin sevgiyi anlatmaya çalışırsınız. O’na olan sevginizi ibadetlerle göstermekten ruhunuzun duyduğu mutluluğu tarif edersiniz. İnsanın yalnızca O’na yakın olarak gerçek huzuru bulabileceğini söylersiniz. Dünyanın ne kadar boş olduğunu, gerçek hayatın sonsuza kadar ahirette yaşayacağımız hayatımız olduğunu anlatırsınız. Karşınızdaki kişi işle, çoluk çocukla, hayatın tüm oyalayıcığına dalmış oyalanırken Kuran ayetleriyle onu uyandırmaya, şuurunu açmaya çalışırsınız. Karşınızdaki insan sizi anlar gibi gözükür. Tüm anlattıklarınızı can kulağıyla dinler, hatta anlattıklarınızı tasdik eder, “ne kadar doğru söylüyorsun” der. Onun etkilendiğini, gerçekten hayatını bomboş amaçlar uğruna geçirip tüketmeyeceğini zannedersiniz.

Sonra ertesi gün bir bakarsınız her şey aynı… Hiçbir değişiklik yok. Tekrar anlatırsınız, tekrar anlatırsınız. Onu Allah’a Kuran’a tekrar davet edersiniz. Ama bakarsınız ki yine bir değişiklik yok. İşte o zaman o kişininhidayet ehli olmadığını anlarsınız. Dünyada milyonlarca kalbi imana kapalı insandan biridir o. Tıpkı ayette bildirildiği gibi. Gözleri olan ama görmeyen, kulakları olan ama duymayan, kalbi olan ama hissetmeyen…

Andolsun, cehennem için cinlerden ve insanlardan çok sayıda kişi yarattık (hazırladık). Kalpleri vardır bununla kavrayıp-anlamazlar, gözleri vardır bununla görmezler, kulakları vardır bununla işitmezler. Bunlar hayvanlar gibidir, hatta daha aşağılıktırlar. İşte bunlar gafil olanlardır. (Araf Suresi, 179)

Böyle insanlara yıllarca anlatın, yine de hiçbir şey fark etmez. Çünkü Allah kalbi imana açmazsa insanın yapabileceği hiçbir şey yoktur. Ne kadar güzel, ne kadar hikmetli anlatırsanız anlatın, hiçbir şey değişmez. Çünkü sizinle o insanın arasında adeta görünmez bir duvar vardır ve bu duvarı karşınızdaki kişi ne yaparsa yapsın aşamaz. Sizin sözleriniz onun kalbine ulaşmaz. Anlatan Allah rızası için sürekli tebliğ yapmaya devam eder ve bir gün karşısına gerçekten de anlayan biri çıkar, gerçekten hidayet ehli biri çıkar. Hep söylerim, böyle bir insan kömürlükte parlayan elmas gibidir. Ona Allah’ı, dini, Kuran’ı anlattığınızda hemen samimiyetle Allah’a yönelir, hayatını Allah yolunda tüketir, dünyayı bırakıp ahireti için çalışır. Kalbi Allah aşkıyla dolar. Dünyanın geçiciliğini tam anlamıyla fark eder. O ahir zamanda herkes eğlencesine dalmışken, şeytana uymuş oyalanırken iman eden çok değerli insanlardan biridir. Artık hayatı tamamen değişmiştir. Gözlerinin önündeki perde kalkmış, tüm gerçekleri en ince ayrıntısına kadar fark eder hale gelmiştir. Artık onun hayata bakışı tamamen değişmiştir, artık asla aynı insan değildir, adeta yeniden doğmuş gibidir…

Bir insan için en büyük mutluluk hidayete kavuşmaktır, başka bir insan için de en büyük mutluluklardan biri bir insanın hidayetine vesile olmaktır. Ama Allah Kuran’da iman eden insanların çok az olacağını bildirir. Dolayısıyla karşınızdaki kişi Allah’ın rahmetine kavuşmuş ender insanlardandır. Allah’ın dilemesiyle cennetiçin yaratılmış, cennetten dünyaya gelip sizinle tanışmıştır. Sizin ona açtığınız ışık artık ölene kadar onu yalnız bırakmayacak, Allah daima o insanın dostu ve yardımcısı olacaktır…

Allah dedi ki: “Bu, doğrulara, doğru söylemelerinin yarar sağladığı gündür. Onlar için, içinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler vardır. Allah onlardan razı oldu, onlar da O’ndan razı olmuşlardır. İşte büyük ‘kurtuluş ve mutluluk’ budur.” (Maide Suresi, 119)


Cansız maddeden canlı oluşmaz

spz

Canlılık yalnızca canlılıktan gelir


Hayat yalnızca hayattan gelir. Cansız bir maddeden canlılık oluşmaz.

Evrimcilerin iddia ettiği gibi protein kendi kendine oluşamaz. Bu bilisel olarak kesin bir şekilde imkansızdır.

Bir proteinin oluşabilmesi için proteinlere ihtiyaç vardır. Cansız şuursuz moleküller asla birden bire bir araya gelip protein oluşturamazlar.

Proteinler canlı organizmaların temel parçalarıdır. Dev organik moleküllerdir. Kara canlıların bulunan protein türlerinin toplamı 10 milyonu geçmektedir ve hepsinin ayrı önemli görevleri vardır.

Proteinler sayısı 50 ila binlere ulaşan amino asitten oluşur. Doğada 200 amino asit vardır ama canlı oganizmalarda sadece 20’si kullanılır. Proteinin oluşumunda yer alan amino asitler yalnızca sol elli olabilirler. Sağ elli amino asit karışırsa, ortaya çalışan bir protein çıkmaz. Sayıları ve sıraları da belirli olmalıdır. Farklı sayıda ve sırada olurlarsa, yine ortaya çalışan bir protein çıkmaz. Son olarak da peptid bağ denilen bağla bağlanmaları gerekir. Başka bir bağ ile bağlanmaları protein üretimi açısından mümkün değildir.

Şimdi hayati nokta olan protein üretimine gelelim.

Protein üretimi ilk olarak hücrenin çekirdeğinin içinde başlar. İlk ilgili DNA’ya proteinler gelir, heliks şeklindeki DNA’yı düz hale getirirler. Düz hale getirilen DNA’nın düz kalabilmesi için iki uçtan yardımcı proteinlerin DNA’yı tutması gerekir. Daha sonra başka bir protein gelip DNA’nın ilgili yerini boydan ikiye böler. Bu işlem gerçekleşince mesajcı RNA gelir ve DNA’daki ilgili yerin fotokopisini çıkartır. Fotokopiyi çıkarttıktan sonra yolunu bulup doğruca hücre çekirdeğinin dışına çıkar. Tabii hücre çekirdeğinden her isteyen öyle girip çıkamaz. Yine başka bir protein olan hücre zarı kapıları RNA’yı tanır ve çıkış izni verir.

RNA şimdi çekirdenten çıkmış hücrenin içindedir. Yolu biliyormuşcasına doğruca ribozoma gider. Ribozom, protein sentezlemesinin yapıldığı 2 parçadan oluşan bir organeldir. DNA’nın fotokopisini çıkartmış olan mesajcı RNA ribozoma giriş yaparken taşıyıcı RNA haber alıp hemen o da ribozoa giriş yapar ve birlikte protein üretimine başlarlar. Size bu süreci çık kısa anlattığıma bakmayın. Bu çok detaylı kompleks bir süreç. Bir çok faktöründen söz etmedim bile.

Burada oluşan taze protein şu an an işe yarar durumda değildir. Bu rpoteinin doğru şekilde işlev görebilmesi için, doğru şekilde katlanması gerekir. Bu taze protein hemen katlanma merkezine doğru yola çıkar ve protien orada olması gerektiği şekilde katlanır ve çıkartılır. Artık proteinimiz hazırdır.

Burada özetin özeti olarak anlattığım süreç normalde çok hızlıdır. Bir hücre saniyede yüzlerce protein üretebilir.

Bu süreçte görev alan proteinlerden size yalnızca bir kaç tanesinden bahsettim. BU işlemdeki protein sayısı tabii ki bu kadar az değil.

Bilimsel olarak görüyoruz ki, başka bir protein olmadan protein yoktan, tesadüflerle, kendi kendine asla ve asla oluşamaz.

Evrimciler proteinler kendi kendine tesadüfen oluştu demektedirler fakat bu kesinlikle doğru değildir.

Bir proteinin oluşabilmesi için başka proteinler ve hücre ortamı şarttır.

Nitekim Richard Dawkins’in ünlü bir röportajı var. Soruyorlar: “Sizce ilk protien nasıl ortaya çıktı?” Richard Dawkins cevap veriyor: “Bilmiyoruz, uzaylılar getirmiş olabilir.”

Evrimci profesörler bile proteinin kendi kendine oluşmacağını, hayatın hayattan geldiğini, cansız maddeden asla canlılık çıkmayacağını çok net biliyorlar.

Konuyla ilgili filmi aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz:

http://www.youtube.com/watch?v=983lhh20rGY