Follow Erkan Arkuttan Güncel Yazılar on WordPress.com

Irak’ın kimyasal silahları gitti, Suriye’nin kimyasal silahları geldi…

Irak’ın kimyasal silahları gitti, Suriye’nin kimyasal silahları geldi…

Şimdi hedef Suriye, kimbilir bu ülkenin arkasından hangi ülkenin parçalanması planlanıyor?


Irak’ta “ellerinde kimyasal silah var” diyerek darmadağın edilmedi mi? Koskoca ülkenin insanları perişan duruma düşürülmedi mi? Şimdi orada evsiz barksız yüzlerce insan, yetim kalmış çocuklar ve kaybolmuş bir tarih var. Irak halkının sadece evleri yok edilmedi, geçmişleri de yok edildi. Irak’ın bütün müzeleri yağmalandı, o değerli eserler yakılıp yıkıldı ve bir kısmı da yurt dışına çıkarıldı.

Afganistan’da da insan hakları yok”diyerek orayı işgal eden ve uyuşturucu trafiğini ele geçirerek kasalarını dolduran Amerika, Irak’ın petrol rezervlerinin üzerine de böylece kondu. Şimdi ise sıra Suriye’nin elindeki zenginlikleri kapmaya geldi. Bunun için de bir yalan uydurulmalıydı. Nasıl olsa dünya saftı. Aynı yalan evrilip çevrilip kamuoyuna sunulabilirdi. Zaten küresel güçlere kim sesini çıkarabilirdi?

Batı dünyası Suriye için plan yapa dursun, Irak’ın işgâli için yapılan oyunların kokusu bir bir ortaya çıkmaya başladı. Hatırlarsınız,Amerika’da yaşayan Iraklı RafidAhmed Elvan El Cenabi 1995’te ülkesinden kaçmadan önce Irak’ta biyolojik silahlar gördüğünü anlatarak dünya kamuoyunu Saddam’ın biyolojik silahlar kullandığına inandırmaya çalışmıştı. Cenabi, 2011’de İngiliz The Guardian gazetesine, bu iddialarının yalan olduğunu itiraf etti. Kanlı işgâlden sonra Bush da bir konuşmasında “Şu kitle imha silahlarının bir yerlerde olması gerekiyor. Belki buranın altındadır.” Diyerek (o sırada gülerek masanın altını gösteriyor) dünya ile, öldürülen, evsiz kalan, ailesiz kalan, tecavüze uğrayan ve işkence gören Iraklılarla dalga geçmişti.

Şimdi de Suriye, rejimin kimyasal silah kullandığı iddialarına karşı Birleşmiş Milletlerin inceleme yapmasına izin verdi. Fakat ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, BM ekibinin araştırma yapmasına izin verilmesinin artık güvenilirlilik açısından çok geç olduğunu söylüyor. Saddam, BM ekibinin kitle imha silahları iddiası için araştırma yapmasına izin verdiğinde de aynı tepkiyi vermişlerdi. Bunun Türkçesi “BM görevlilerinin yapacağı incelemenin sonucunun benim açımdan hiçbir önemi yok, önemli olan Suriye’ye girebilmek!” olarak anlaşılabilir. Zira 2003’te yaşanan da buydu! Yıl 2013 oldu ve hiçbir şey değişmedi…

Şimdi batı dünyası aynı “kimyasal silah şarkısını” söylüyor. Aynı senaryo Suriye’yi bitirmek için uygulanıyor ve bölge halkları, bölgedeki güçler izin verirse bir büyük katliam da Suriye’de gerçekleşecek. Amansız Neocon’ların başında gelen ve Irak savaşının mimarlarından olduğu iddia edilen Richard Perle’ün David Frum’la birlikte 2004’te yazdığı “An End to Evil” (Şeytana Son) adlı kitapta Suriye’ye dayatılması gereken şartlar şu şekilde sıralanıyor: Sınırları Iraklı militanlara kapatmak,  Suriye askerini Lübnan’dan çekmek, terör örgütlerine, özellikle Hizbullah’a verilen desteği kesmekİsrail’e karşı yürütülen kışkırtıcı kampanyadan vazgeçmek ve kapalı ekonomiye son vermek…

Ancak bu listede, geçici durumları kapsayan birinci ve ikinci maddeler dışındaki koşulların hiçbiri Suriye yönetimi tarafından gerçekleştirilmedi.

R. Perle ve D. Frum’ın tahminleri de bu yöndeydi:

“Biz Beşar Esad’ın bu talepleri karşılayacağından kuşku duymaktayız. Gerçi söz konusu koşullar altında onu bu talepleri yerine getirmeyi reddetmesinin sonuçlarının, bu talepleri yerine getirmeye razı olmasının sonuçlarından çok daha ölümcül olacağına ikna etmenin mümkün olabilmesi gerekmektedir.”

Küresel güçler uzun süredir yeni bir av arıyor, bunu hepimiz biliyoruz. Adeta bir aç kurt gibi sömürülecek ülke arıyorlar. Afganistan’ın ve Irak’ın kanını emdiler, Afrika ülkelerinin tüm madeni zenginliklerini ele geçirdiler. Fakat gözleri hiçbir zaman doymadı. Kanla ve parayla beslenen bu canavar hiçbir zaman durulmadı. Petrol yönünden zengin Suriye toprakları bir parça olsun onları rahatlatacaktı… Bu arada yeni bir savaş silah sanayinin kasalarını da alabildiğine dolduracaktı.

Can boğaza gelip dayanmışken, Suriye halkı sınır köşelerinde sürünürken yeni bir facia tam kapıda bekliyor. Tıpkı Irak halkı gibi Suriye halkı da hem Esed tarafından hem de batılı güçler tarafından çapraz ateşe alınacak gibi gözüküyor. Burada Türkiye’ye düşen çok büyük sorumluluklar var. Türkiye’nin yapması gereken bir an önce İsrail ile ilişkileri düzeltmektir. Onlara Ortadoğu’da güvenlikte olduklarının mesajı verilmelidir. Ayrıca Türkiye bir yandan da İran ile dostluk bağlarını çok kuvvetlendirmelidir. Bir yanına İsrail’i, diğer yanına İran’ı alan Türkiye Ortadoğu’da çıkacak ve çıkarılacak olan savaşları engelleyebilir. Türkiye Ortadoğu’da barışı sağlamak için konulara duygusal değil akılcı yaklaşmalı, çok akılcı bir politika ile yaşanacak olan katliamları engellemelidir.

Tüm yazılarım: https://erkanarkuttanguncelyazilar.wordpress.com/


George Berkeley ve maddenin gerçek hali

berkeley_4 (1)

Kişiler objelerin sadece verdiği hisleri kavrayabilirler.


George Berkeley ünlü bir filozof.

Savunduğu düşüncesi şuydu: kişiler objelerin sadece verdiği hisleri ve objelere ait fikirleri kavrayabilirler. Soyut olanları kavrayamazlar. Örnek: Madde.

Ardından şu sözü ortaya atmıştır: “esse est percipi”. Yani var olmak algılanmış olmaktır.

1709’daki ilk çalışması “Görütünün Yeni Teorisi Üzerine Bir Yazı”da insanın görme yetisinin sınırlarından bahsetmiş ve objeleri görmek maddeyi görmek değil, ışık ve renk görmektir diye açıklamıştır.

Biraz Berkeley’in prensibi “esse est percipi” yani “var olmak algılanmış olmaktır”dan bahsedelim.

Bu görüşe göre etrafımızdaki herşey idealardır. Yani algı ve hislerdir. İdealar ruhta bulunur. Vücudumuz dahi idealardan ibarettir.

Berkeley kendisi “idea” kelimesini kullanmayı pek tercih etmemiştir. Onun yerine “kavram” demeyi daha uygun blmuştur.

Algıladığımız bu tüm kavramların bir yaratıcı tarafından bize kavratıldığını anlatmıştır.

Allah’ın varlığını bir eserinde şöyle açıklamıştır: Kavram ve algılar benim irademin dışında kalmaktadır. Günışığı altında gözlerimi açtığımda görüp görmemek benim seçeneğim değildir. Göreceğimi objeleri de ben belirleyemem. Duymak ve diğer hisler de buna dahil. Tüm bunları yaratan bir irade vardır.

Ayrıca şöyle bir açıklamada bulunmuştur: Bir ağacı algılamak aslında Allah’ın benim zihnimde yarattığıdır. Orada kimse olmadığında, kimse onu algılamadığında da ağaç aslında ordadır. Çünkü Allah sonsuz akıl sahibidir ve herşeyi gözetendir.

George Berkeley’in tüm bu görüşleri günümüzde modern fizik tarafından bilimsel olarak doğruluğu kanıtlanmıştır. Bunun da ötesinde George Berkeley’in bahsettikleri kendisinden 1100 sene önce Kuran’da belirtilmiştir.


Hz. Mehdi’ye inanan talebeleri nasıl insanlar olacak?

 

palace_3

Hz. Mehdi tüm insanlara sevgi ve merhametle yaklaşacak.


Hz. Mehdi ile ilgili internette araştırma yaptığınızda hayret edecek kadar çok detaya ulaşabiliyorsunuz, bende öğrendiklerimi sizlerle paylaşacağımı söylemiştim. Peygamberimizin hadislerine göre Hz. Mehdi ilk çıktığında yaklaşık 40 yıl boyunca tanınmayacak, Hz. Mehdi’ye sadece yanından hiç ayrılmayan samimi dindar talebeleri inanacaklar. Hz. Mehdi talebeleriyle birlikte gece gündüz demeden tebliğ yapıp materyalizmi yıkacak ve insanları hak dine döndürecek. Bakın Hz. Mehdi’nin talebelerinden hadislerde nasıl bahsediliyor:

“Doğu tarafından gelen ve deha sahibleri (çok akıllı, çok zeki ve anlayışlı, geniş fikirli) oldukları halde, kıyafetlerine insanların taaccüb ettikleri (hayranlıkla baktıkları) kimselerin zuhur ettiğini işittiğinizde, işte o zaman muhakkak kıyametin gölgesi üzerinize düşmüştür”.(Naim bin Hammad Kitab-ul Fiten-121)

Hz. Mehdi’yi Zer âleminde Allah’a ahit veren Mehdi talebeleri kabul edecek ve onun yanından hiçbir şekilde ayrılmayacaklar. Mehdi talebeleri içgüdüyle Mehdi’ye talebe olur ve ölene kadar onun yanından ayrılmazlar:

Ali bin Ebu Hamza der ki: İmam Ebu Abdullah Cafer-i Sadık aleyhisselam şöyle buyurdu: “Kâim aleyhisselam Hz. Mehdi kıyam ettiğinde halkın çoğu onu inkâr edecektir. Çünkü o reşit bir genç olarak zuhur edecektir. Onu Hz. Mehdi’yi, SADECE ZERR ALEMİNDE ALLAH’IN AHİT ALDIĞI MÜMİNLER KABULLENECEKTİR.” (Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani sf. 247)

Şu anda da Hz. Mehdi’nin geldiğini birçok insan hisseder, ama Zer âleminde ahit verenler hemen gidip Hz. Mehdi’yi bulurlar ve onun yanından ayrılmazlar. Hz. Mehdi talebeleri ile ilgili diğer detaylar hadiste şöyle bildiriliyor:

“Onlar ileri görüşlüdürler, takvalı ve alçak gönüllüdürler. Dünya malına ilgi göstermezler, iman ve irfan sahibidirler, .. Geceleri abid, gündüzleri arslandırlar. Merhamet, şefkat, onur ve cehd (gayret) ehlidirler. Çelik yürekli ve güçlü bir imana sahiptirler. Yorulmak bilmez, güçlüdürler. O kadar dayanıklıdırlar ki dağlara gönderilseler delik deşik eder yerinden sökerler. Hakka inanan, Hz. Mehdi’ye itaat edip teslim olan, şehadet aşığı, Allah’a ulaşmak için can atan, tehlikelerin ve zorlukların eşiğinde yetişmiş fedakarlar, … cehd (gayret) ve şehadet aşığıdırlar. Sabır onların özelliğidir. Tevekkül onların yol azığıdır. Çelik yürekli, demir iradeli, gece namazlarını kılan, kanaatkâr, her biri kırk yiğit gücünde mert insanlardır. (Safi Golpeygani, Muntahabu’l-Eser, s.486)

Kaynaklar:

http://www.mehdiresul.net/

http://birgo.mynet.com/hz-mehdi-bu-yuzyilda-gelecek/index/page, 1

 


Afganistan’da zevk için öldürülen masum insanları Türkiye daha ne kadar seyredecek?

070420132333015498431_2

Askerler masum halka eziyet etmekten zevk alıyorlar.


Afganistan’da Amerikalı askerlerin masum insanlara nasıl zulmettiklerini biliyor musunuz? Sadece zevk için öldürdükleri parmaklarını ve kafatası kemiklerini hatıra olarak saklayan Amerikalı askerlerin hikâyesi tüm dünyanın kanını donduruyor. Tamamen materyalist zihniyetle yetiştirilen Amerikan askerleri öldürdükleri insanları insan olarak görmüyor, onlara adeta hayvan muamelesi yapıyorlar. Biraz detay verdiğimizde zalimliklerinin boyutu daha da net anlaşılacaktır.

Amerikan dergisi Rolling Stone’da Calvin Gibbs, Andrew Holmes, Michael Wagnon, Jeremy Morlock ve Adam Winfield adlı askerlerin, öldürdükleri sivillerle çektirdiği yüzlerce fotoğraf yayınlandı, dergi, Gibbs’in hatıra olarak kestiği parmakları etrafında et kalmış halde mendiller içinde sakladığını, yaşananları üstlerine anlatacağını söyleyenleri ölümle tehdit ettiğini yazdı.

15 yaşındaki çiftçi çocuğa acımadılar

‘Ölüm Timi’nin ilk kurbanı, hiçbir silah taşımadığı halde vurulan 15 yaşındaki Gül Mudin oldu. Çiftçilikle uğraşan Mudin, Gibbs ve ekibi ‘Taliban avı’ için köyünü bastığında, tarlada tek başına çalışmaktaydı. 15 Ocak 2010 sabahı La Muhammed Kalay köyüne gelen 3. Müfreze, geleneksel giysileri içinde, elektriksiz ve susuz çiftçilik yapmaya çalışan köylülerle karşılaştı. Diğer askerler köylülerle konuşurken, Gibbs ve arkadaşları gruptan ayrılarak öldürecek birini bulmak üzere tarlalara yöneldi.

‘Öldüğünden emin olun’

Gözlerine kestirdikleri Mudin, tarlada çalışıyordu. Askerleri görünce onlara doğru yürümeye başladı. İşte tam o sırada Morlock ona doğru bir el bombası fırlattı. Morlock ve Holmes daha sonra Afgan çocuğa M4 karabina tüfekler ve makineli tüfeklerle ateş etti. Yanlarına gelen bir çavuş ne olduğunu sorduğunda Morlock’un cevabı hazırdı: Afgan çocuk kendilerine el bombasıyla saldırmak üzereydi ve canlarını kurtarmak için onu vurmak zorunda kalmışlardı…

Bu hikâyeye kimse inanmadı, hatta olay yerindeki en üst rütbeli asker olan Patrick Mitchell sonradan soruşturmada, “Taliban’ın gündüz vakti yanımıza kadar gelip el bombası atması garip gelmişti” dedi. Ancak o sırada, askerlere Mudin’e yardım gönderilmesi yerine ‘öldüğünden emin olunması’ emrini verdi. Askerler etrafta kimsenin olmadığı bir sırada cesetle fotoğraf çektirerek kutlama yaptılar; Mudin’i saçından tutup çekiştirirken poz verdiler. İfade veren askerlerden biri ise Gibbs’in bu sırada havalara uçtuğunu, Afgan çocuğun serçe parmağını jiletle kesip fermuarlı bir çantaya koyduğunu anlattı.

CİNAYET 2, Sağır adamı taradılar

‘Ölüm timi’, ilk cinayetten sadece iki hafta sonra sağır ya da zihinsel özürlü olduğu tahmin edilen silahsız bir adamı öldürdü ve kafatasından bir parçayı da hatıra olarak sakladı. Cinayet şöyle gerçekleşti: Birlik anayolda ilerlerken, termal kamerada bir insan kafası tespit etti. Taliban’ın geceleri çalıştığını bilen askerler, araçlarını adama 90 metre kala durdurdu.
Üzerinde silah olduğundan şüphelenen askerler tişörtünü kaldırmasını istediler. Adam, çağrıları dikkate almadan ileri geri hareket etmeye başladı. Bunun üzerine başta Gibbs olmak üzere en az beş kişi adama ateş açtı. Adam yere yığıldıkan sonra silahsız olduğu anlaşıldı.
Askeri soruşturmada ise olaya tanık olan birçok asker adamın sağır ya da zihinsel özürlü olduğunu söyledi. Bu arada kafatasının büyük bir kısmı yoktu…

Kafatasını sakladılar

Michael Wagnon adlı asker, kafatasından bir parça aldı ve hatıra olarak sakladı… Bu ikinci cinayet de, Gibbs’in tankta sakladığı kutudan çıkarıp olay yerine bırakılmasını sağladığı bir kalaşnikof şarjörü ile haklı çıkarılmaya çalışıldı.

Şeker dağıtarak tuzak kuracaklardı

Rolling Stone dergisi, ‘ölüm timi’nin boş zamanlarında esrar içerken ve sohbet ederken yaptıkları üç korkunç senaryoyu da anlattı. Derginin bir kısmının ‘espiri’ olduğunu yazdığı planlardan biri, bir köyden geçerken tanktan dışarıya şeker fırlatmak ve kendilerine doğru gelecek çocuklara ateş etmekti. İkinci bir senaryoda, şekerleri tankın ön tarafına yerleştirecek ve araca tırmanan çocukları ezeceklerdi. Üçüncü planda ise bir saldırıya maruz kalmayı bekleyecek, sonra da ‘böyle bir durumda etraftaki herkesi vurup paçayı kurtarabilecekleri için’ bu saldırıyı sivilleri vurma bahanesi olarak kullanacaklardı.

Amerikan askerlerinin Afganistan’a yaptığı zulüm bitmek bilmiyor. Türkiye artık bu zulme seyirci kalmamalıdır. Türkiye Ortadoğu’da ve İslam ülkeleri arasında giderek ağırlığını ve liderliğini hissettirmeye başladı. Bu yönde daha da fazla çaba göstermeli artık Müslümanların çektiği bu zulme bir son vermelidir. Bu da ancak Türkiye liderliğinde büyük bir birliğin kurulması ile mümkündür. Kaybedilen her gün birçok masum insanın hunharca katledilmesiyle sonuçlanacaktır.


Aklını kaçırarak halkına zulmeden Kaddafi’ye karşı Türkiye ne yapmalı?

10634_3

Türkiye Kaddafi’yi güzellikle başka ülkeye gitmeye ikna etmeli.


Libyalı diplomat Dabbaşi: Kaddafi aklını kaçırdı, şimdi iki büyük operasyona hazırlanıyor” açıklamalarıyla durumun vahametini iyice ortaya koydu. Kaddafi’ye bağlı güçler Libya’da muhalif gruplara karşı savaş jetleri kullanıyor, yabancı askerlerden oluşan birlikler Ecdebiye’ye girdiler. Dabbaşi, Kaddafi’ye bağlı birliklerin Ecdebiye’de karşılarına çıkan herkesi öldürme ve binaları yıkma emri aldıklarını söyleyerek, ”Eğer uluslararası toplum yardıma gelmezse önümüzdeki saatlerde Ecdebiye’de soykırım yaşanacak” diye konuştu. Libya’nın batısında da durumun son derece ciddi olduğunu belirten Dabbaşi, Kaddafi güçlerinin dağlardaki Berberi köylerine saldıracağını ve orada da etnik bir temizleme operasyonuna başlayacağını söyledi. Uluslararası toplumu biran önce Kaddafi’nin birliklerini durdurmaya çağıran Dabbaşi, ”Libya’daki halk, BM Güvenlik Konseyi’nin biran önce bir karar kabul etmesini ve Kaddafi’nin köyleri hedef alan birliklerine karşı hava saldırısı düzenlenmesi yönünde yetki vermesini istiyor” dedi.

Şimdi görünüşe bakılırsa kendi halkına bu kadar büyük zulüm yapan ve savaş jetleriyle soykırıma hazırlanan Kaddafi aklını kaybetmiş durumda. Böyle bir ortamda, Ortadoğu’da çıkan kaoslarda Birleşmiş Milletlerden medet ummak son derece yanlıştır. Gördüğünüz gibi Birleşmiş Milletler saatler süren müzakerelerde uzlaşmaya varmaya çalışıyorlar, bundan hiç bir sonuç çıkmayacağı bellidir. Müslüman halk herkesin gözü önünde birbirine düşüp birbirini kırıp geçirmektedir. Burada Türkiye olaya el koyup Kaddafi’yi yatıştırmaya çalışmalı ve kendisini başka bir ülkede güvenli bir yere yerleştirme sözü vermelidir. Kaddafi son derece kibirli olduğu için güzellikle ikna edilmeli, kendi seçtiği ve halkın da kabul edeceği bir lider Libya’nın başına getirilmelidir. Kaddafi’nin tekrar yönetimde kalması artık mümkün değildir. Zorbalıkla susturulmaya çalışılan halkta çok büyük bir öfke ve nefret oluşur. Eğer Türkiye yardımcı olmazsa ve Kaddafi’yi ikna etmezse büyük bir ihtimalle sonu Saddam’a benzeyecektir.

Bütün bu Ortadoğu’da yaşanan olayların esas nedeni Müslümanların birlik olmaması ve başlarında bir lider olmamasıdır. Müslümanlar birlik olsa Ortadoğu’ya sevgi, barış ve huzur hâkim olacak, tek bir masum insanın kanı dökülmeyecektir. Büyük bir birlik kurulacak, demokrasi hâkim olacak, sistem laiklik üzerine kurulacaktır. Bütün Ortadoğu ve İslam ülkeleri tek bir lidere ve birliğe bağlandığında bu sorunların hepsi kökten çözülecektir. Çözüm Birleşmiş Milletlerden yalvaran gözlerle yardım beklemek değildir, tek çözüm Müslümanların kendi içlerinde birlik olmaları ve birbirlerine kenetlenmeleridir. Ülkeden ülkeye atlayan kargaşa da durumun aciliyetini açıkça göstermektedir. Türkiye’ye burada çok büyük görev düşmektedir.


Farrakhan: Hz. Mehdi ve Hz. İsa geldi! Seyredin

114736-004-3C2ADBD4

İslam Milleti hareketinin lideri Farrakhan.


“İslam Milleti” hareketinin lideri Louis Farrakhanyaptığı bir konuşmasında halka şöyle seslendi: “Bunlar büyük Mehdi’nin, Müslümanların beklemekte oldukları Mehdi’nin şu anda yeryüzünde olduğunun bir alametidir. Ümit ettiğiniz, özlediğimiz Hz. İsa’da şu anda yeryüzünde!” İlgili videoyu sayfama ekledim, buradan seyredebilirsiniz:http://video.mynet.com/erkanarkut/Farrakhan-Hz-Mehdi-ve-Hz-Isa-geldi/1128597

Gördüğüm kadarıyla dünyaca ünlü politikacılar, siyaset adamları yaptığı konuşmalarda Hz. Mehdi’nin ve Hz. İsa’nın geldiğini insanlara duyurmaya başladılar. Bir süre önce de İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad da katıldığı bir röportajda Hz. Mehdi’yi çok yakında göreceğimizi ve onu büyük bir özlemle beklediğini anlatıyordu. Peki Hz. Mehdi’nin çıkış alametlerinden hangileri gerçekleşti diye araştırdığımızda nelerle karşılaşıyoruz biliyor musunuz? Dünyanın her yerini karışıklık ve kargaşanın kaplaması, Müslümanlara baskının artması, İran Irak savaşının çıkması, Afganistan’ın işgal edilmesi, Fırat’ın suyunun kesilmesi, Ramazan’da ay ve güneş tutulmaları, Kâbe’ye baskın yapılması, Lulin kuyruklu yıldızının çıkması ve depremlerin artması… İşte bu alametlerin ve çok burada daha saymadıklarımın hepsi gerçekleşti.

Şimdi kıyametten önceki son dönemde yaşadığımız herkes tarafından konuşuluyor, büyük İslam âlimleri de bunu doğruluyor. Tüm Müslümanlar kendilerini bu kargaşadan ve zulümden çekip kurtaracak Hz. Mehdi’lerini bekliyorlar. Hıristiyanlarda yüzyıllardır Hz. İsa’nın tekrar dünyaya döneceği günü özlemle bekliyorlar. Hz. İsa’nın tekrar yeryüzüne döneceği ve öldürülmediği Kuran’da şöyle bildiriliyor:

Ve: “Biz, Allah’ın Resulü Meryem oğlu Mesih İsa’yı gerçekten öldürdük” demeleri nedeniyle de (onlara böyle bir ceza verdik.) Oysa onu öldürmediler ve onu asmadılar. Ama onlara (onun) benzeri gösterildi.Gerçekten onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, kesin bir şüphe içindedirler. Onların bir zanna uymaktan başka buna ilişkin hiçbir bilgileri yoktur. Onu kesin olarak öldürmediler. (Nisa Suresi, 157)

Ona selam olsun; doğduğu gün, öleceği gün ve diri olarak yeniden-kaldırılacağı gün de. (Meryem Suresi, 15)

Bu yüzyılda hem Müslümanların hem de Hıristiyanların özlemle bekledikleri kurtarıcılarına kavuşacaklarını hep birlikte göreceğimizi düşünüyorum. Gerçekleşen alametler, Ortadoğu’da giderek tırmanan gerilimler, katliamlar ve fitneler, yeryüzünde sürekli artan depremler ve seller, artık tüm dünyanın gerçekten de bir kurtarıcıya ihtiyacının olduğunu gösteriyor.


İşte Japonya’dan kıyameti andıran görüntüler! Seyredin

 41875

 

Depremler tüm dünyada görülmemiş bir hızla artıyor!


Japonya 8.9 luk deprem ve tsunami ile boğuşuyor. Tsunami evleri, arabaları, gemileri önüne katmış büyük bir hızla götürüyor! Dehşet verici görüntüler bunlar. Sizin için NBC News’da çıkan görüntüleri video sayfama ekledim, buradan seyredebilirsiniz:http://video.mynet.com/erkanarkut/Iste-Japonyadan-kiyameti-andiran-goruntuler/1127377 

Yerel saatle 14.46’da meydana gelen deprem, yüzyılın en büyük beşinci depremi olarak tarihe geçti. Yolcu dolu gemileri Japonya’da Alabora oluyor. İçersinde insanlar olan arabalar ve evler sulara kapılıyor. Dev dalgalar ve yangınlar Japonya’yı kaplamış durumda. İnternete son düşen haber ise Fukuşima Nükleer Santrali’ndeki sızıntı nedeniyle santral çevrisinde acil durum ilan edildi. Japonya Amerika’dan yardım bekliyor. 

Araştırmalarıma göre depremlerin ve tsunamilerin bu kadar artması kıyamet alametlerinden sayılıyor, bütün bu ard arda yaşadığımız felaketler kıyametten önceki son dönemde yaşadığımızı gösteriyor. Bu durumhadislerde şöyle bildiriliyor: 

Şu hadiseler meydana gelmedikçe kıyamet kopmayacaktır… depremler çoğalacak… (Ramuz-El Ehadis, 476/11) 

Kıyametten önce iki büyük hadise vardır… ve sonra da zelzeleli yıllar. (Ramuz-El Ehadis, 187/2) 

Anlaşmazlıklar ve sık sık depremler vaki olacak…. (Kıyamet Alametleri, s.166)